cevrekoruma.sitemynet.com
ANASAYFA ÇEVRE SORUNLARI / HABERLER ÇEVRE KORUMA KULÜBÜ ÇEVRE İLE İLGİLİ LİNKLER SİZDEN GELENLER KİTAP TANITIMI

ANASAYFA

M.Kemal ATATÜRK

MEB

Turhal Ahmet Dinçer
Anadolu Lisesi
Çevre Koruma Kulübünün
Web Sitesine Hoş Geldiniz

zehir.jpg

Türkiye'de Nükleer Santral Risk mi? Gereklilik mi?

bhopal-de-do-madan-oelen-ocukl.jpg

Greenpeace Türkiye'nin Nükleer Santrallerle ilgili yapmış olduğu basın açıklaması:

1. Nükleer enerji çok pahalıdır. Şüphesiz nükleer elektriğin gerçek maliyeti tesis söküm ve radyoaktif atık maliyetleri hariç tutulsa dahi, rüzgar gücünden de, biyogazdan da, bazı güneş enerji teknolojilerinden ve jeotermal enerjiden de daha pahalıdır (FoE Avustralya, Nuclear Power [Nükleer Güç], Ekim 2005). Dünyadaki enerji piyasalarının özelleştirilmesi eğiliminden dolayı, yatırımcılar nükleer enerjiye sırtlarını döndüler. Çernobil ve Three Mile Adası kazalarından sonra alınması zorunlu hale gelen güvenlik önlemleri zaten yüksek olan ilk yatırım maliyetlerini fazlasıyla arttırmıştı. Avrupa ve ABD'de bundan 15 yıl önce tavan yapan reaktör sayısı o tarihten itibaren düştü. Reaktör satışları 1950 lerdeki düşük satış rakamlarına geri döndü. Buna karşılık rüzgar ve güneş enerjileri pazarı her yıl % 20 ile %30 seviyelerinde büyüme gösteriyor. Bugüne dek yüz milyarlarca dolar sübvansiyonlarla ayakta tutulmaya çalışılan nükleer enerjinin piyasada rekabet yeteneği yoktur.

2. Nükleer enerji fazlasıyla tehlikelidir. En yeni teknolojiye sahip oldugu iddia edilen tesislerde bile, felaketlere neden olabilecek kaza riski vardır. Tehlike sadece Çernobil de yaşandığı gibi kaza risklerinden değil, giderek artan nükleer silah üretiminden ve terörizmden de kaynaklanmaktadır. Bugünün dünyasında bir nükleer tesis bir ülkeyi kendi evinde vurmak için açık bir hedeftir. Kaldı ki radyoaktif gazların ve sıvıların rutin olarak nükleer santrallerden salımı da ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır.

3. Nükleer enerji ve nükleer silah bir madalyonun iki yüzü olduğu için Nükleer gücün barışçıl kullanmı gerçekte söz konusu değildir. Nükleer enerjinin dünya çapında yayılması, daha çok devletin nükleer silah sahibi olmaya çalışmasından başka bir etki yaratmayacaktır, çünkü nükleer santral atıkları nükleer bomba hammaddesidir ve yine nükleer santraller vasıtasıyla uranyum zenginleştirilmesi yapılır. Nükleer silah çılgınlığına katılmak Türkiye'nin çıkarına değildir. İncirlik'te bulunan ABD'ye ait 90 adet atom bombası Türkiye'yi zaten yeterince büyük bir tehlikeye sokmaktadır.

4. Nükleer enerji ömrü yüz binlerce yıl olan çözümsüz ve ölümcül radyoaktif atık üretir. 50 yıllık nükleer enerji deneyi bu soruna çözüm getirememiştir. Bu tehlikeli atıklarla başetmeye çalışmak yerine Türkiye sürdürülebilir çözümler üretmelidir.

5. Nükleer santral yapımı çok uzundur ve getirisi çok sınırlıdır. Bütün yasal onaylardan geçmiş bile olsa, bir nükleer santralin yapımı ilk elektriği üretene kadar en az 10 yıl sürer. Bugün nükleer enerjinin dünya birincil enerji üretimi içindeki payı sadece %5'tir (Toplam elektrik üretimindeki payı ise % 16). Oysa yenilenebilir enerji kaynakları çok daha kısa zamanda üretime geçebilmektedir. Türkiye'de yenilenebilir enerji için Mayıs 2005'de çıkarılan yasanin oldukca zayıf olmasina rağmen, altı ay içerisinde yenilenebilir enerji üretimi için Türkiye'nin toplam elektrik kurulu gücünün dörtte biri kadar (11.000 MW) yenilenebilir enerji yatırımı başvurusu olmuştur. Türkiye'yi nükleer enerji çıkmazına sürüklemek yerine, yasal çerçeveler içinde bu başvuruları en kısa zamanda değerlendirilmesi gerekmektedir. Oysa halkın enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji talebine karşın bakanlığın tutumu, bunları ve gelecekteki potansiyel yatırımları engeller niteliktedir.

6. Nükleer enerji iklim değişikliğine çözüm değildir. Gerek yapım süresi gerekse toplam enerji içerisindeki payının elli yılda anlamlı bir noktaya gelememiş olması gösteriyor ki, nükleer enerji tercih edilirse iklim değişikliğine karşı mücadelede çok geç kalınacaktır. Ayrıca, nükleer enerji kullanımı uranyum madenciliği ve santral inşaatı yüzünden önemli ölçüde seragazı salımı söz konusu olmaktadır. Zaten hiçkimse bizi, bir felakete karşılık başka bir felaketi seçmeye zorlamamalıdır.

7. Nükleer ve fosil yakıt santralleri, enerji kayıplarına yol açan bir enerji anlayışına dayanmaktadır. Bu tarzda üretilen elektriğin önemli bir kısmı iletim ve dağıtım esnasında kaybedilir. Bu kayıpları önlemenin tek yolu enerjide ademi merkeziyetçilik anlayışıyla tüketim merkezlerine yakın yenilenebilir enerji üretimini güçlendirmek, tek tek bireylerin ve kurumların enerji üretebilmesini ve şebekeye bağlanabilmelerini sağlamaktır. Bu yolla, kendi kendine yeten yerleşimler kurabiliriz. Enerji güvenliğimizin sağlanması için yenilenebilir enerjiler kadar gerekli olan diğer yol ise enerji verimliliğidir. Enerji verimliliği için yol haritamız ise ulusal bir enerji politikası değişikliğiyle, Türkiye'de % 25'lere varan elektrik enerjisi kayıplarının bir an önce azaltılması ve ülke çapında enerji israfını azaltacak teknoloji ve uygulamalara yönelmemizdir. Yeni Yatağanlar, yeni Çernobiller ancak böyle engellenebilir.

Barajın Değil, Hasankeyf'in Enerjisine İhtiyacımız var!..

Barajın değil, Hasankeyf'in enerjisine ihtiyacımız var!..

Hasankeyf'e sadakat
İmza at!
İzmir Kuş Cenneti, Ormansızlaşma ve Sıfır Yok Oluş kampanyalarından bir kaçında ya da hepsinde vardınız. Siz var olduğunuz için doğaya yönelik yok edici planlar sekteye uğradı. Gediz Deltası kurtuldu. Şimdi sırada, Dicle üstüne kurulacak ve Hasankeyf'i yok edecek Ilısu Barajı projesi var. Bu baraj, Hasankeyf'le birlikte vadideki çok sayıda tarihi ve arkeolojik değeri sular altında bırakacak. Bu baraj, bölgedeki çok sayıda canlının yaşam alanını sular altında bırakacak. Bu konuda uzun zamandır kamuoyunu bilgilendirme çabamız vardı. Şimdi sizden, varlığınızı bir kez daha göstermenizi istiyoruz.

Diyoruz ki:
Hasankeyf'e Sadakat İmza At"

İmzanın hedefi yalnızca Türk hükümeti değil, İsviçre, Almanya ve Avusturya. Bu üç Avrupa ülkesi kendi şirketlerinin kazancı için projeye parasal kaynak sağlıyor. Kamuoyunun tepkisini görmedikleri için rahat hareket ediyorlar.

Varlığınızı hissettirin! Az değilsiniz!

"İmza kampanyası için başlığa aşağıdaki fotoğrafa veya aşağıdaki linklere tıklamanız yeterli"

http://www.hasankeyfesadakat.com

http://www.kesfetmekicinbak.com/dilekce

COĞRAFYA BİLDİRGESİ

Önemli Doğa Alanları'nı korunmak için atılması gereken adımlar.

- Günümüzde Anadolu, tarih boyunca görmediği kadar hızlı bir değişim halinde. Bu değişim sırasında kendisine özgü doğal ve kültürel değerler aşınmakta veya yok olmakta. Birey olarak bu durumun farkında olmak, yok oluşu durdurmak için atılması gereken ilk adım.

- Yok oluştan rahatsızlık duyan kişi, aşınmanın nedenlerini daha iyi tanıyarak kendisinin ve ilişkide bulunduğu insanların ufkunu aydınlatabilir, bu bilincin yayılmasını sağlayabilir. Doğanın korunması için tek bir şablon çözüm yoktur ve herkesin kendi yaşadığı hayat içerisinde ve olanakları dahilinde kendi bireysel çözümünü yaratması gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşlarına üye olmak ve gönüllü destek vermek bireylerin, doğanın korunmasına katkı koyabilmesi için en çağdaş yollardan biridir.

- Toplumun tüm kesimleri adına çevrenin ve doğanın korunması, iktidarda olmanın getirdiği temel sorumluluklardan biridir. Yasalarımız ve ulusal örgütlenmemiz, bunun için gerekli her türlü altyapıyı hazırlamakta ve görevlendirmeyi yapmaktadır. Hiçbir hükümet, yasalardan doğan bu sorumluluğu göz ardı ederek icraatta bulunamaz. Çevrenin korunması sorumluluğunu ihmal etmek, görevi kötüye kullanmak anlamına gelmektedir.

- Hükümetler özelleştime, baraj, tarım ve eğitim politikaları başta olmak üzere tüm politikalarını geliştirirken doğanın korunmasına ve kaynakların sürdürülebilir kullanımına önem vermelidir. Doğal alanları yok ederek veya satışa çıkararak kısa vadede kâr elde etme mantığı, ülkemizin gelişimine orta ve uzun vadede hiçbir katkı koymamakta, sadece sorunlara gerçek çözümler üretilmesini biraz daha ertelemektedir. Türkiye ekonomisi, hazırın yabancı sermayeye satılmasıyla değil, eldeki kaynakların akılcı kullanımı ve yönetimiyle kalkınabilir. Doğanın korunması da yine aynı mantık içinde hareket ederek sağlanabilir.

- Devlet Su İşleri (DSİ), halihazırdaki icraatlarıyla ülkenin doğal ve parasal kaynaklarını verimsiz kullanan bir kurum izlenimi vermektedir. Ekonomik fizibilitesi ve çevresel değerlendirmesi sağlıklı bir şekilde yapılmadan hazırlanmış pek çok baraj ve sulama projesi, Türkiye'deki doğal alanların karşı karşıya olduğu en temel sorundur. Bu projelerin önemli bir kısmı ekonomik açıdan da beklenen verimi sağlamamakta, Orta Anadolu başta olmak üzere pek çok bölgemizde kuraklaşmaya neden olmaktadır. Türkiye'nin su kaynaklarının etkili bir şekilde yönetilmesi için DSİ'nin çalışma programında acilen reform yapılması gerekmektedir.

- Türkiye'de korunması gereken doğal alanların yaklaşık % 80'inin hâlâ hiçbir koruma statüsü yoktur. Bu koruma boşluğu planlı bir şekilde kapatılmalı ve alanlar çok daha etkili bir şekilde yönetilmelidir. Yeni koruma alanlarının ilanı, yönetimi ve doğa koruma yasalarının daha iyi uygulanması için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Özel Çevre Koruma Kurumu'nun finansal kaynakları güçlendirilmeli ve hazırlık aşamasındaki Doğa Koruma Yasası acilen yürürlüğe girmelidir.

- Doğa koruma amaçlı parasal kaynakların ve insan kaynağının büyümesi için devlet kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler birbirleriyle ve kendi aralarında işbirlikleri kurmalıdır. Korumacı kuruluşlar arasındaki parçalanma, doğal alanların parçalanmasının reçetesidir.

- Türkiye gibi büyük bir ülkede doğal alanların korunması için valiliklere ve yerel sivil toplum örgütlerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu kuruluşlar kendi illerindeki önemli doğa alanlarını tanımalı, bu alanların savunuculuğunu yapmalıdır. Bu çalışmaların yapılması için yerel ölçekte daha çok kaynak bulunmaktadır.

- Yapılan tüm koruma calışmaları kırsal kültüre ve geleneklere saygılı bir şekilde yürütülmeli, tepeden inme kurallar dayatılmamalıdır.

- Doğanın korunması için bireyler, devlet kuruluşları ve sivil toplum örgütleri kadar medya, özel sektör ve eğitim sektörüne de büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu üç sektörün, toplumun davranış biçimleri ve tüketim alışkanlıkları üzerinde ne kadar etkli olduğu açıktır. Bu gücün en azından bir kısmının doğanın korunması için kullanılması, belki de yeryüzündeki yaşamın kaderini değiştirecektir.
YEŞİLATLAS-2004

Ülkemizin Önemli Doğal Yaşam Alanları

Ülkemizin Önemli Doğal Yaşam Alanlarını görmek için resime tıklayınız.

Güncel Duyurular

DUYURULAR

Ülkemizde Meydana gelen son 200 depremi görmek için resime tıklayınız.

Son Depremler (Türkiye)

Son Depremler (Dünya)

Üç Günlük Hava Tahmin Raporu İçin Resme veya Yandaki Yazıya Tıklayınız

Üç Günlük
Hava Tahmini

ABD'nin ülkemizde ve 6 Avrupa ülkesindeki nükleer silahlarıyla  ilgili NATO raporu.gif

Avrupave Türkiye'de ABD nükleer silahlarıyle ilgili testi cevapla Protesto metnini NATO'ya gönder.jpg

Doğaya, Özellikle Toprağa ve Suya Oldukça Önemli Zarar Veren Atık Pillerinizi Çöpe Atmayın Okulumuzda Oluşturduğumuz veya Turhal Yenişehir BİM Mağazasında Atık Pil Kutusuna Bırakınız!..

Küresel Isınma+Tüketim Çılgınlığı+Ekolojik Tahribat=Yeni Felaketler ve Hastalıklar...
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?

bocek.jpg

Ülkemizde panik yaratan ve özellikle ilimizde onlarca kişinin ölmesine neden olan KKKA (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi) veya Kırım-Kongo Hemorajik Ateşi (KKHA)adı verilen ölümcül hastalık, keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı(zoonos) bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.

Belirtileri Nelerdir?

Ateş, Kırıklık, Baş ağrısı, Halsizlik,

Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler ve gözlerde kızarıklık,

- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar

- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür

- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile olmaktadır.

Kimler Risk Altındadır?

Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.

*Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar

*Veterinerler

*Kasaplar

*Mezbaha çalışanları

*Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.

*Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.


Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?

Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.


Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?

Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.

1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.

2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.

3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,

4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.

5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)

6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.

7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.

8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.

9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.

2007-06-06_000251.jpg

Kuş Gribi!
Yeni Bir Küresel Pandemi Kapıda
H5N1-Kuş Gribiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler

kus_gribi.jpg

Soru: Kuş gribi nedir?

İnsan ve diğer canlı türleri gibi kanatlı hayvanlar da kimi zaman gribe yakalanabiliyor. Kuşlarda görülen gribin 15 ayrı çeşidi var. En bulaşıcı kuş gribi virüsleri H5 ve H7 diye kodlanan türdeki virüsler. Kuşlarda genellikle ölüme neden oluyorlar. Alarma yol açan ve Türkiye'de de tespit edilmiş olan ölümcül kuş gribi virüsü H5N1 ailesinden gelen virüs.

Bu virüsün insanlara da sıçrayabildiğine tanık olundu. Ancak H5N1 tipi virüs ailesi de kendi içinde farklılıklar gösteriyor. Salgından etkilenen ülkelerde H5N1 tipi virüsler arasında az da olsa farklılıklar gözlenebiliyor. Göçmen kuşlar -özellikle de yaban ördekleri- virüsün doğal taşıyıcıları. Fakat yaban ördeklerinin kuş gribinden etkilenmesi olasılığı az. Kuş gribi virüsü en çok kümes hayvanlarını etkiliyor.

Türkiye'de virüsün H5N1 tipine rastlanması, Pakistan'daki kümes hayvanlarında saptanan H7 ve H9 türü kuş gibi virüslerinden çok daha fazla endişe yarattı çünkü Pakistan'da görülen kuş gribinin insanlara da bulaşmış olduğu hiçbir vakaya rastlanmadı.

Soru: Kuş gribinin yayılımını engellemek mümkün mü?

Avrupa ülkeleri, Türkiye'ye dek gelen H5N1 virüsünün batıya doğru yayılmasından korkuyor. Göçmen kuşlarla taşındığı için virüs sınır tanımadan ilerleyebiliyor. Fakat uzmanlar, kümeslerde alınabilecek önlemler olduğunu vurguluyor. Yaban kuşlarının kümes hayvanlarının bulunduğu yerlere girmesi engelleniyor. Buna ek olarak göçmen kuşların uçuş güzergahları bilindiğinden bu yol üstünde tavukçulukla uğraşanların daha dikkatli olması sağlanabiliyor. Örneğin bazı ülkeler tavuk üreticilerinden hayvanlarını dışarıya çıkarmamalarını istiyor.

İnsanlar kuş gribine nasıl yakalanıyor?

Kuş gribi, 1997 yılında Hong Kong'ta hastalanan bir insana dek sadece kanatlı hayvanları etkiliyor sanılıyordu. Virüs, kuş gribinden hastalanmış canlı hayvanlarla yakın temas halindeki insanlara bulaştı. Kuşların ve kanatlı hayvanların dışkısında H5N1 virüsü olabiliyor. Kuruyan dışkının toz halinde havaya karışması ardından insan bünyesine solunum yollarından giriyor. Semptomları, diğer grip türleriyle aynı: ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve öksürük.

Vietnam'da kuş gribine yakalanmış bir insan üzerindeki araştırmalarda virüsün sadece akciğerleri etkilemekle kalmadığı ve vücudun bütün organlarına yayılabildiği görüldü. Bilimadamlarını kaygılandıran bu gözlem, belki bugüne değin Uzak Doğu'da başka bir nedene bağlanan çok sayıda hastalığın -ve ölüm vakasının- aslında kuş gribi virüsünden kaynaklanmış olabileceğine işaret ediyor.

Kaç insan hasta oldu?

30 Aralık 2005 tarihi itibariyle Endonezya, Vietnam, Tayland ve Kamboçya'da 142 kişinin kuş gribi virüsüne yakalandığı teyit edildi. Bu kişilerden 74'ü -hemen hemen yarısı- öldü. H5N1'e yakalanan insanlar arasındaki ölüm oranı, uzmanlarca yüksek bir oran olarak değerlendiriliyor. Yaklaşık 3 yıl önce ortaya çıkan ve dünya çapında en az 8.400 kişinin yakalandığı düşünülen solunum yolları virüsü Sars, bu vakalardan 800'ünde ölüme yol açmıştı.

Kuş gribi insandan insana geçebilir mi?

Virüsün buna yetkin olduğu işaretleri alındı fakat henüz korkulan türden büyük bir salgına yol açabilecek düzeyde mutasyon örneğine rastlanmadı. Tayland'da kuş gribinden hasta bir kızın virüsü annesine de bulaştırdığı olası görülüyor. Her ikisinin de ölümüne yol açan kuş gribi virüsü, aynı ailede kızın teyzesinde de tespit edildi ama hastalanan teyze, hayatta kaldı. İngiliz uzman Profesör John Oxford, Tayland'daki bu vakanın virüsün insandan insana geçebildiğine işaret ettiğini ve ufak gruplar içinde başka benzer vakalara da rastlanabileceğini söylüyor. Tayland'daki vaka, kuş gribinin insandan insana geçtiği şüphelerini uyandıran tek vaka değil. 2004 yılında Vietnam'da, ağabeyleri ne olduğu anlaşılamayan bir solunum hastalığından ölen iki kız kardeş de kısa süre sonra öldü. Bu vakaların da kuş gribi olabileceği düşünülüyor. Hong Kong'ta 1997 yılında görülen vakada bir doktorun H5N1 virüsünü muhtemelen bir hastasından kapmış olduğu düşünülse de, kesinkes kanıtlanmadı.

İnsandan insana geçen büyük bir grip salgını mümkün mü?

Uzmanlar bunun mümkün olabileceğinden endişe duyuyor. Fakat Tayland'daki vakada virüsün sadece aile yakınları arasında yayıldığı görüldü, daha geniş bir alana sıçramadı. Virüsün bugüne değin normal insan gribiyle karıştığı bir vakaya rastlanmadı. Bilimadamlarının en büyük korkusu, bu olasılık. Normal gribe yakalanmış bir insanın, kuş gribi virüsünü de kapması durumunda, iki virüs türünün genleri birbirine karışabilir. 'Çift enfeksiyon' ne kadar sık yaşanırsa ortaya yeni, bulaşıcı ve öldürücü bir virüs türünün çıkması olasılığı da o kadar artıyor. Uzmanlar, milyonlarca kişinin öldüğü 1918 yılındaki grip salgını sırasında, kuş gribi virüsünün yukarıdakine benzer bir senaryodan geçmiş olabileceğini düşünüyor. Bu olasılığın günümüzde tekrar etmesinin dünya çapında 2 ila 50 milyon arasında kişiyi öldürebileceği tahmin ediliyor.

Bir aşı var mı?

Henüz kesin sonuç veren bir aşı yok. Fakat kuş gribinin H5N1 türüne koruma sağlayan aşı prototipleri -ön ürünleri- üretilmeye başlandı. Antiviral ilaçlar da semptomları hafifleterek hastalığın bulaşıcılığını azalatabilir. Özellikle hastalığın etkileri ile mücadelede kullanılan Tamiflu adlı ilaç pek çok ülke tarafından stoklanıyor.

Tavuk yiyebilir miyiz?

Evet, uzmanlar kuş gribinin yiyecek içecekten geçmediğini söylüyor. Dolayısıyla tavuk yemekte bir sakınca yok. Ancak Dünya Sağlık Örgütü, işi şansa bırakmak istemeyenlerin etleri en az 70 derecede pişirmesini salık veriyor. Yumurtaların da iyice pişirilmesi öneriliyor. İngiltere'nin Aberdeen Üniversitesi'nden Profesör Hugh Pennington, virüsün tavukların bağırsaklarında taşındığını belirtiyor. Profesör Pennington, ''hasta bir tavuğun etini kurutup derin derin nefes alarak koklarsak kendimizi riske sokabiliriz, ama bu bile çok az bir risktir'' diyor. Vietnam gibi hastalığın yaygın olduğu ülkelerde, tavuk ürünlerinin az pişirildiğine, hatta tavuk kanından yapılan bir çeşit pudingin geleneksel yemeklerden olduğuna dikkat çekiliyor.


Önceki anketimize 943 oy kullanılmıştır.
Sonuç:

Sizce, eğitim sistemimiz öğrencilere çevre sorunlarıyla ilgili yeterli bilgi ve davranışları kazandırabiliyor mu?

Evet %11
Kısmen %13
Hayır %76

Aşağıdaki anket çalışmamıza katılın görüş ve eğilimlerinizi öğrenelim kolumuzun etkinliklerine birlikte yön verelim.

Anket

Türkiyede bir nükleer santral yapılmasını doğru ve gerekli buluyormusunuz?
Hayır
Evet
Uygun bir şekilde yapılırsa evet

Aşağıdaki Konuk defterimize web sitemiz, çevre ve çevre koruma koluyla ilgili görüş, öneri ve eleştirilerinizi yazabilirsiniz.

Konuk Defteri

Ad,Soyad:

E-mail:

Mesaj:

Onlara göre kuşlar serçelerden ibaret değil. Onlara göre, orman ağaçtan ibaret değil. Onlara göre göz ve kulaktan başka malzemeye ihtiyaç yok. Kendilerine kuşçu da diyen Türkiye'deki kuş gözlemcilerinin çoğu üniversite öğrencisi. Bugün kuşçuların oluşturdukları toplulukların sayıları 20'nin üzerinde. Çoğu üniversitelerde bulunan Kuş gözlem toplulukları Türkiye'nin değişik bölgelerinde kuşları izleyerek faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Şu an gezegenimizde saniye saniye nüfus, petrol tüketimi, CO2 emisyonu, orman tahribatı ne durumda haberdar olmak için yazıya tıkalamanız yeterli.

Dünyada Şu An Neler Oluyor

ÖĞRENCİLERİMİZE ÇEVRE KORUMA KOLUNDAN BİR HİZMET !

Ödev,araştırma ve projelerinizde yararlanabileceğiniz web sitelerinin adreslerine linkler sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

ŞİKAYET HAKKINIZI KULLANIN!..

Yaşadığınız bölgeyle ilgili olarak çevre kirliliği, gürültü, doğa tahribatı gibi konularda herhangi bir şikayetinizi Çevre ve Orman Bakanlığına iletmek isterseniz aşağıdaki "Şikayet Kutusuna Yaz" bölümünü tıklayınız.

Not: Şikayetinizi gönderirken ilgili iletişim formunda istenen bilgilerden özellikle isim soyad ve e-posta bilgilerinin doğru ve eksiksiz olarak doldurulması gerekmektedir.

Şikayet Kutusuna Yaz

cevrekoruma@mynet.com

Bize ulaşmak için yukarıdaki
e-mail adresini kullanın